Hayata Aşkla Bağlanmak

19 yaşından beri çalışıyorum. Liseyi Robert Kolejde okudum. Boğaziçi Üniversitesi'ni tüm gün çalışarak bitirdim. Dört yıl süreyle sadece öğle tatillerinde Fransız Kültür Merkezi'ne giderek Fransızca öğrendim.

Daha sonra da para biriktirip Fransa'ya gittim. Indiana Üniversitesi'nde mastır yaparken oğlum iki yaşındaydı, arada üniversitenin ''Eğitim Araştırmaları Merkezi''nde çalıştım. 

Kızıma hamileyken Ohio State Üniversitesi'nde doktora yapmaya başladım. Tezimi yazarken eşim askerliğini yapmak üzere Türkiye'deydi, (yani ben ve iki çocuk tezimle baş başa kaldık!); bitirdiğimde kızım 4 oğlum 11 yaşındaydı. On iki yıl yaşadığımız Amerika'dan üç buçuk yıl önce Türkiye'ye döndük. Döndüğümüzün ikinci günü özel bir üniversitede işbaşı yaptım. 

 

Şimdi oğlum 16, kızım 9 yaşında. İkisi de derslerinde başarılı. İki dilde Eğitim yapan bir okula gidiyorlar, oğlum trompet çalıyor, kızım ise flüt. Onlara her akşam derslerinde yardımcı oluyorum. Okuldaki etkinlikleri hiç kaçırmam, tiyatro, konser ne olursa giderim. Bu arada benim üniversitede haftada 12 saat dersim, toplam 70 öğrencim var. 

Ayrıca bir Eğitim grubunun danışmanlığını yapıyorum, okul gazetesinin de yayın kurulu üyesiyim. Günde en az 12 saat çalışmazsam, kendimi çalışmış saymıyorum. Her gece ya ders hazırlıyorum ya da yayın için araştırma yapıyorum. İkisini de yapmazsam mutlaka bir şeyler okuyorum. Her gün bir kaç arkadaşımla telefonda, bir kaçıyla da e-Mail'le haberleşmezsem içim rahat etmez. 

Yemeklerimi kendim pişiririm, haftada sadece bir gün gelen bir yardımcım var, onun dışında evin idaresi ve alışverişi benden sorulur. Sabah 8:30 dersime bile makyajsız gitmem. Pedikürümü, manikürümü kendim yaparım, bakımsız gezmem. On sekiz yıllık evliyim. Kocama hala aşığım, haftada en az üç-dört gün öğlenleri birlikte yemek yeriz. Bazen sabahlara kadar bir kitabı ya da bir konuya tartıştığımız olur, birbirimizle sohbete doyamayız. 

Salı geceleri dans derslerine gidiyoruz, rumbayı bitirdik, şimdi ça-ça öğreniyoruz. Çoğu arkadaşımız İstanbul'da yaşıyor, altı haftada onları da ziyaret etmeye gayret ederiz. İlkokul üçüncü sınıf, ortaokula ve liseden bu yana süren arkadaşlıklarım var. 

Robert Kolej'den mezun olduğumuz yıldan oluşan 135 kişilik e-mail grubumuza düzenli yazmaya çalışıyorum. Amerika'daki dostlarımla hala bağlantımı sürdürüyorum. Bunları kendimi methetmek için yazmadım. Sadece sizin ''olağanüstü'' olarak bahsettiğiniz bir durumun bazı sıradan insanlar için ''normal'' olacağını anlatmak istedim! Yani istenirse vakitler ikiye katlanır ve her şeye zaman yaratılır.19 yaşından beri çalışıyorum. Liseyi Robert Kolejde okudum. Boğaziçi Üniversitesi'ni tüm gün çalışarak bitirdim. Dört yıl süreyle sadece öğle tatillerinde Fransız Kültür Merkezi'ne giderek Fransızca öğrendim.

Daha sonra da para biriktirip Fransa'ya gittim. Indiana Üniversitesi'nde mastır yaparken oğlum iki yaşındaydı, arada üniversitenin ''Eğitim Araştırmaları Merkezi''nde çalıştım. 

Kızıma hamileyken Ohio State Üniversitesi'nde doktora yapmaya başladım. Tezimi yazarken eşim askerliğini yapmak üzere Türkiye'deydi, (yani ben ve iki çocuk tezimle baş başa kaldık!); bitirdiğimde kızım 4 oğlum 11 yaşındaydı. On iki yıl yaşadığımız Amerika'dan üç buçuk yıl önce Türkiye'ye döndük. Döndüğümüzün ikinci günü özel bir üniversitede işbaşı yaptım.

Şimdi oğlum 16, kızım 9 yaşında. İkisi de derslerinde başarılı. İki dilde Eğitim yapan bir okula gidiyorlar, oğlum trompet çalıyor, kızım ise flüt. Onlara her akşam derslerinde yardımcı oluyorum. Okuldaki etkinlikleri hiç kaçırmam, tiyatro, konser ne olursa giderim. Bu arada benim üniversitede haftada 12 saat dersim, toplam 70 öğrencim var. 

Ayrıca bir Eğitim grubunun danışmanlığını yapıyorum, okul gazetesinin de yayın kurulu üyesiyim. Günde en az 12 saat çalışmazsam, kendimi çalışmış saymıyorum. Her gece ya ders hazırlıyorum ya da yayın için araştırma yapıyorum. İkisini de yapmazsam mutlaka bir şeyler okuyorum. Her gün bir kaç arkadaşımla telefonda, bir kaçıyla da e-Mail'le haberleşmezsem içim rahat etmez. 

Yemeklerimi kendim pişiririm, haftada sadece bir gün gelen bir yardımcım var, onun dışında evin idaresi ve alışverişi benden sorulur. Sabah 8:30 dersime bile makyajsız gitmem. Pedikürümü, manikürümü kendim yaparım, bakımsız gezmem. On sekiz yıllık evliyim. Kocama hala aşığım, haftada en az üç-dört gün öğlenleri birlikte yemek yeriz. Bazen sabahlara kadar bir kitabı ya da bir konuya tartıştığımız olur, birbirimizle sohbete doyamayız. 

Salı geceleri dans derslerine gidiyoruz, rumbayı bitirdik, şimdi ça-ça öğreniyoruz. Çoğu arkadaşımız İstanbul'da yaşıyor, altı haftada onları da ziyaret etmeye gayret ederiz. İlkokul üçüncü sınıf, ortaokula ve liseden bu yana süren arkadaşlıklarım var. 

Robert Kolej'den mezun olduğumuz yıldan oluşan 135 kişilik e-mail grubumuza düzenli yazmaya çalışıyorum. Amerika'daki dostlarımla hala bağlantımı sürdürüyorum. Bunları kendimi methetmek için yazmadım. Sadece sizin ''olağanüstü'' olarak bahsettiğiniz bir durumun bazı sıradan insanlar için ''normal'' olacağını anlatmak istedim! Yani istenirse vakitler ikiye katlanır ve her şeye zaman yaratılır.