Yıldızınız Olsun

Meşhur Kaya amcamdan bir hikâye dinledim. Zannediyorum o da bir kitaptan okumuş ve ismi de “Dünyadaki En Büyük Satıcı” olacak. Siz şimdi böyle yazı mı olur demeyin, çünkü biz duyduklarımızı aktarıyoruz. İşin doğrusu aklımız defter değil. Her konuşulanı da teybe almak veya kalem kâğıt çıkarıp not etmek imkânı da olmuyor. Her neyse hikâye şöyle:

“Patros ismindeki çok zengin bir kervancıbaşının, Hafid ismindeki deve çobanı kendisine: “Efendim ben sizin deveciniz olarak kalmak yerine, mallarınızın satıcısı olmak istiyorum.” diye durmadan ısrar ediyor. Bu şiddetli ısrara dayanamayan patron, “Peki öyleyse sana çok değerli bir kaftan veriyorum. Satıcılarımızın hiç uğramadığı şu köye git, bu kaftanı bir gümüş dinara sat.” der.

Devamını oku: Yıldızınız Olsun

Yardım Vakfı

            Bir arkadaşım vakfımıza gelerek:

            —Fakir öğrenciler için burs parası topladığınızı duydum, dedi. Ben de her ay bir kişinin masrafını karşılamak istiyorum.

            Teklifini memnuniyetle kabul ettik. Çünkü bütün gayretlerimize rağmen bize başvuran öğrencilerin çok azına yardım yapabiliyorduk.

Devamını oku: Yardım Vakfı

Neden

 Kimsesiz bir kız çocuğu her zamanki gibi caddenin köşesinde durmuş dileniyordu. Üzerinde yırtık pırtık elbiseleri vardı. Yüzü gözü kir ve pasaktan zor seçiliyordu. Görenin yüreğini burkacak kadar sefalet içindeydi.

   Zengin adam her zamanki gibi o caddeden geçiyordu. Kızı gördü, ama dönüp bir daha bakmadı. Köşedeki gazeteciden her günkü gazetesini satın aldı. Sonra da, saray yavrusu evine, mutlu ve sıcak ailesine döndü. Mükellef yemeklerle donatılmış masaya oturduğunda, nedendir bilinmez, o dilenci kızı hatırladı. Onun bu sefaletine göz yumduğu için ruhunda Allaha karşı bir sitem duygusu uyandı.

Devamını oku: Neden

Babamın Gözlerinin İçi

Bir baba, parkta çocuklarının oyunlarını seyrediyordu. Gitmek zamanı geldiğinde, kendi çocuklarıyla birlikte oynayan bir çocuğu lunaparka götürmek istedi.

Çocuk: ’’Gidemem efendim, teşekkür ederim!’’ dedi. ’’Belki babam razı olmaz.’’

Adam: ’’Babana söylemezsen onun haberi olmaz.’’ dedi.

Çocuk: ’’Yine de gidemem!’’ diye ısrar etti.

’’Neden?’’ diye sordu adam. Çocuğun cevabı şöyle oldu:

’’Çünkü bunu yaparsam, babamın gözlerinin içine bakarak konuşamam. Bundan da öte, babamın yalancı biriyle yaşamasına dayanamam.’’ 

Sürpriz

Evin kapısı vurulduğunda, yaşlı kadın güçsüz bacaklarıyla hole doğru ilerledi. Gelenler, oğlunun asker arkadaşlarıydı.

Her ikisi de elini öptükten sonra, uzun boylu olanı:

Pek fazla vaktimiz yok anacığım, dedi. Yarım saat izin koparıp hayır duanı almak istedik.

Kadın, büyük bir telaşla:

Devamını oku: Sürpriz

Çinli Bilge

Chuang-tse, bir nehrin kıyısında oturmuş, elindeki kamışla balık avlıyordu. O sırada, Chu ülkesinin prensinin gönderdiği iki elçi, bilgenin yanına geldiler.

Elçilerden yaşlı olanı:

“Saygıdeğer prensimiz, sizi bir vilayetimize vali tayin etmek istiyor.” dedi.

Bilge Chuang-tse, başını bile çevirmeden balık tutmaya devam etti ve gelenlere şöyle cevap verdi:

Devamını oku: Çinli Bilge

Biz Seni Uyanık Bilirdik

            İstanbul’da kenar semtlerden birinde oturan yaşlı bir kadın, padişahın huzuruna çıkmak istediğini saraydaki görevlilere bildirmiş. Bunun üzerine sultanın karşısına çıkarılmıştı. Yaşlı kadın:

            Evinin soyulduğunu ve bu olaydan padişahın sorumlu olduğunu söyleyerek, şikayette bulunur. Bunun üzerine hiddetlenen Kanuni:

            -Bana bak kadın, sen niçin bu kadar derin uyku uyudun da evinin soyulduğunu duymadın? deyince, yaşlı kadın :

Devamını oku: Biz Seni Uyanık Bilirdik

Muzlar ve Hayatlar

Bir gezgin uzak ülkelerin birisinde yolculuk ederken, bir ağacın altında oturmakta olan bir bilgeye rastladı. Bilge kucağında bir torba, anlamlı bir şekilde gülümsüyordu.

    “Niye gülümsüyorsunuz?” Diye sordu gezgin.

    “Muzlar sayesinde hayatın anlamını keşfettim de ondan.diye cevapladı bilge.

    Bunu söylerken yanındaki torbasını açtı; çürümüş bir muz çıkarıp elinde tuttu ve şöyle dedi:

Devamını oku: Muzlar ve Hayatlar

Şikayet mi Şükür mü

            Bir zamanlar bir sultan yeni yaptırdığı gemisiyle denizde yolculuk yapıyordu. Hava nefisti, masmavi gökyüzünde martılar uçuşuyor, serin rüzgar insanın yüzünü okşuyordu. Deniz bir çarşaf gibi uzanıyor, sanki geminin rahatça yol alması için elinden geleni yapıyordu. Gemide sultanın yanından ayırmadığı bilge danışmanı ile gözde adamları vardı.

Ama bir şey daha vardı ki, bu yolculuğu bir işkenceye çeviriyordu. Sultanın çok sevdiği hizmetçilerinden birisi sürekli olarak korkuyla bağırıyor, “Batacağız, öleceğiz!” diyerek feryat ediyordu. Adamı kıyıya bırakamayacak kadar açılmışlardı ve kimse ne yapacağını bilemiyordu. Hiç kimse ne çarşaf gibi denizi ne de yüzleri okşayan rüzgârı tefekkür edebiliyordu. Bu durumdan en fazla rahatsız olan da sultandı.

Devamını oku: Şikayet mi Şükür mü

İşçi ile Çar

Rus çarı, atlı arabasıyla ülkesinde bir geziye çıkmıştı. Bir ara, çarın arabası kanal inşaatında çalışan işçilerin yanında durdu ve çar arabadan dışarıya çıkıp onların yanına gitti. Çar, çalışmaktan ter içinde kalmış işçilerden birisine sordu:

            “Bu kadar yoruluyorsun, kan ter içinde kalıyorsun” dedi.“Peki iyi para kazanabiliyor musun bari?”

            İşçi, hiç duraksamadan yanıt verdi:

             “Bana yetecek kadar kazanıyorum efendim ” dedi.

Devamını oku: İşçi ile Çar