Dedikodu

Bir kadın komşularından birisi hakkında bir dedikoduyu yayıp duruyordu. Birkaç gün içinde bütün köy bu dedikoduyu duydu. Dedikodunun kurbanı derinden yaralandı ve incindi. Dedikoducu kadın daha sonra yaptığından pişman oldu, çok üzüldü hatasını nasıl tamir edebileceğini sormak için bilgeye gitti.

“Pazara git” dedi bilge.

“Bir tavuk al ve onu kestir. Eve dönerken tüylerini yol ve yol boyunca yere at.”

Devamını oku: Dedikodu

Bırakamadıklarımız

Küçük bir çocuk bir gün değerli bir vazoyla oynuyordu. Elini vazonun içine soktu, ama çıkaramadı. Annesi her şeyi denediyse de, çocuğun elini vazodan bir türlü çıkaramadı. Sonunda vazoya kırmaya karar verdi. Anne son çare olarak oğluna şöyle dedi:

“Oğlum elini aç ve parmaklarını ileriye doğru uzat. Bak böyle. Sonra da elini çek.”

Fakat çocuk atıldı:

“Olur mu hiç anneciğim? Elimi öyle açarsam, tuttuğum parayı düşürürüm!”

Çoban

Gözleri görmeyen bir kişi, bu durumundan kurtulmak için çareler aramaya başlamış. Başvurmadığı hekim ve bilge kalmamış. Kimse ona yardımcı olamamış.

Günün birinde bir bilge, ona şöyle bir öneride bulunmuş:

“Eğer hiç derdi tasası olmayan birini bulur ve onun gömleğini gözlerine sürersen, gözlerin o an görmeye başlar.” demiş.

Devamını oku: Çoban

Kısmet

Yaşlı ve spor giyimli bir adam, son model arabasını deniz kenarına çekmiş, portatif şezlonguna kurularak yurt dışından yeni getirdiği oltasını denemeye başlamıştı. Fakat kısmetli bir adam sayılmasına rağmen, her nedense tek bir balık bile tutamıyordu.

Yaşlı adam, hemen yanı başındaki büfeden aldığı sosisli sandviçini soğuk kolası eşliğinde yerken, yan tarafına genç bir balıkçının yanaştığını fark etti. Giyinişinden çok fakir olduğu anlaşılan adamın bir poşet içinden çıkardığı oltalar yer yer düğümlenmiş ve her biri farklı boylarda olan iğneleri paslanıp körelmişti.

Devamını oku: Kısmet

Terazi

Louise Redden isimli çok fakir giyimli bir kadın yüzünde derin bir hüzünle manava girer. Dükkan sahibine mahcup bir şekilde yaklaşır. Kocasının çok hasta olduğunu, çalışamaz duruma düştüğünü ve yedi çocuğu ile birlikte aç kaldıklarını ve yiyeceğe ihtiyaçları olduğunu söyler. John Longhouse isimli manav ona ters bir şekilde bakarak derhal dükkanını terk etmesini ister. Kadın ailesinin ihtiyaçlarını düşünerek, “lütfen efendim” der, “paramız olur olmaz getirip borcumu ödeyeceğim.”

            John kendisine veresiye mal veremeyeceğini, çünkü onun eski bir müşterisi olmadığını ve kendisinde bir hesabının bulunmadığını söyler. O sırada dükkanda bekleyen bir müşteri ikisinin arasında devam eden bu konuşmayı dinlemektedir. Kadının anlattıklarından etkilenen adam Johna yaklaşır ve ben o kadının almak istediklerine kefilim der. Ailesinin ihtiyacı olan şeyleri ona ver. Bunun üzerine manav çok isteksiz bir şekilde kadına döner ve bir alış veriş listen var mıydı diye sorar. Louise "Evet efendim" der.

Devamını oku: Terazi

Dünyanın 7 Harikası

Chicago' da bir orta okulda öğrenciler Dünyanın Yedi Harikası konusunu işliyorlardı. Dersin sonunda öğretmen öğrencilerden Dünyanın 7 harikası olduğunu düşündükleri şeyleri bir liste yaparak yazmalarını istedi. Biraz anlaşmazlıklar olduysa da sonunda çoğunluk aşağıdakiler üzerinde uzlaşmaya vardı. 

1. Mısırdaki Piramitler 
2. Hindistandaki Tac Mahal 
3. Arizonadaki Büyük Kanyon 
4. Panama kanalı 
5. Empire State Binası 
6. St. Peter Bazilikası 
7. Çin Seddi 

Devamını oku: Dünyanın 7 Harikası

Tahlil

Doktor, küçük kızımı muayene ettikten sonra: 

―Böbreklerde iltihap olabilir,  dedi. Eğer idrar tahlili yaptırsanız, daha rahat teşhis koyabiliriz.

       Ertesi gün, eşimin de yardımıyla kızıma ikna ettim. Ve gerekli numuneyi alarak en yakındaki laboratuarın yolunu tuttum. Ancak elimde koca bir şişeyle laboratuar köşelerinde beklemeyi  göze alamadığım için,  plastik kapaklı  bir bardağı tercih etmiştim. Yolda yürürken:

Devamını oku: Tahlil

Dünyanın En Zenginleri

Öğretmen sınıfı topluca geziye götürmüştü.  Emirgan’a gitmişler, rengarenk çiçekleri, yemyeşil ağaçları büyük bir zevkle izlemişler, kuş cıvıltıları içinde piknik yapmışlardı.

İstanbul için dünya cenneti diye boşuna söylememişlerdi. Boğazın iki yanını kaplayan nadide yalılar, köşkler sanki gelinlik giymiş gibi duruyorlardı. 

Vakit hayli ilerlemiş, artık bu güzelliklere veda ediyorlardı. Topluca aşağıya doğru inerken, güzelliğiyle hepsini büyüleyen bir köşk gördüler. Etrafında geniş bir bahçe vardı ve çeşit çeşit çiçeklerle süslüydü.

Devamını oku: Dünyanın En Zenginleri

Taşları Yemek Yasak

Ormanın derinliklerinde yürümekte olan avcı ağaçlardan biri üzerinde bir levha görmüş. Levhanın üzerinde şu sözler yazılıymış: Taş Yemek Yasaktır. Bu anlaşılmadık uyarı karşısında avcı meraka kapılmış. Levhanın asılı olduğu ağacın yönündeki ayak izlerini takip etmeye başlamış ve izlediği yol onu bir mağaraya götürmüş. Mağaranın ağzında bir derviş oturmaktaymış ve avcı yeterince yaklaştığında konuşmaya başlamış:

“Zihnine takılan soruyu biliyorum. Şimdiye kadar taşları yemeyi yasaklayan bir uyarı levhası hiç görmedin, çünkü insanların taş yemeye zaten ihtiyaçları yok. İnsanları zaten yapmaya eğilimleri olmayan bir konuda uyarmak niye? İnsanlar arasında taş yeme adeti yoktur, onlara yapmayacakları şeyi yapma demenin ne anlamı var?

Devamını oku: Taşları Yemek Yasak

Yarasanın Yüzü Yok

Bir zamanlar yeryüzündeki kuşlar ve hayvanlar arasında savaş başlamıştı. İki taraf da kesin bir üstünlük sağlayamıyordu. Savaştaki iki tarafın da bazı özelliklerini taşıyan yarasa, savaş müddetince tarafsız kalmıştı.

Kuşlar, “Gel bizimle beraber ol!” dediklerinde, “Ben hayvanım” diyor, hayvanlar kendilerinden olmasını istediğinde, kuş olduğunu söylüyordu.

Zamanla kuşlar ve hayvanlar arasında barış imzalandı. Yarasa, kuşların yanına gittiğinde, kuşlar onu aralarına almadılar. Hayvanların yanına gittiğinde de aynı muameleyi gördü.

Her iki tarafın da kendisini suçladığı, kimsenin kendisini yanına almak istemediği talihsiz yarasa, yüzünü ancak alaca karanlıkta göstererek yaşamaya mecbur kalır. Artık kimsenin yanına gitmeye yüzü yoktur.