Misafir Öğrenci

Andrea ve diğer öğrencileri ülkelerinden getiren otobüsü karşılamaya gittik. Bunlar Slovakya'dan gelen misafir öğrencilerdi. Andrea, İngilizce konuşuyordu, ama oldukça heyecanlıydı. Onun ürperdiğini hissedebiliyordum. Biz, beş çocuklu bir aileyiz. Çocuklarım misafir öğrencilere o kadar alışıklar ki ona rahatça yaklaştılar. Andrea'yı kucaklamak istediler. Sonradan öğrendiğimiz üzere Andrea böyle sarılmalara pek alışık değildi. Biz ailece birbirimize çok sarılırız. Gün boyunca binlerce kere birbirimizi kucaklarız. Andrea dikkatle bizi gözlüyordu. Bizi sarılırken her gördüğünde yüzünde mutlu bir ifade beliriyordu. Hoşuna gidiyordu. O da sarılmak istiyordu. 

Bana Avrupa'da geçirdiği çocukluk yıllarını anlattı. Annesi çok sevecenmiş; Andrea'nın deyişiyle Avrupa tarzında sevgi dolu bir ilişkileri varmış. Oysa küçüklüğünden bu yana annesi onu hiç kucaklamamış. 

Devamını oku: Misafir Öğrenci

Mavi Gül

Yıllarımı duygusallıktan uzak ve bağlanmaktan korkan erkeklere aşık olarak tükettim, ilişkilerim acı doluydu. Evlenmek istiyordum. Radikal bir değişikliğe gitmem gerektiğinin farkındaydım. 

Bir gün dua etmeye karar verdim. "Tanrım, doğru birini nasıl bulacağımı bilmiyorum. Yalvarırım, kutsal sevgilimi benim için sen seç ve ikimizi de bu birlikteliğe hazırla. Ve Tanrım, onu benim için seçenin sen olduğunu anlayabilmem için de bana mavi bir gülle gelmesini sağla."

Devamını oku: Mavi Gül

Kaçırılan Fırsatlar

Eşime, 3 yaşındaki kızım Ramanda'ya göz kulak olmayı önerdim. Böylelikle, o da bir arkadaşıyla dışarıya çıkabilecekti. Ramanda, öteki odada oyuncaklarıyla oynarken, ben de kendi işlerimi yapacaktım. ilk önce sorun yoktu. Biraz sonra sessizlik dikkatimi çekti, "Ramanda, ne yapıyorsun?" diye seslendim. Yanıt alamadım. Sorumu tekrarladım. "Hiçbir şey" dediğini duydum. Hiçbir şey? Hiçbir şey de ne demekti.

Masamdan kalktım ve oturma odasına koştum. Ramanda o anda hole doğru fırladı. Merdivenlerden çıkarken arkasından gittim. Hemen yatak odasına girdi. Aradaki mesafeyi kapatmıştım. Oradan banyoya geçti. Onu köşede yakaladım. Yanıma gelmesini söyledim. Reddetti. Otoriter baba sesimi takındım, "Küçük bayan, sana buraya gelmeni söylüyorum."

Devamını oku: Kaçırılan Fırsatlar

Yolumdan Bir Melek Geçti

Yirmi yıldan beri çocuk fotoğrafları çekiyorum. Şükran Günüydü. Bir çocuktan oldukça özel bir hediye aldım. Emily bembeyaz elbiseler içinde karşımda oturuyordu. Altı aylık bu minik kız oturduğu yere adeta sarmalanmıştı. 

Annesi, "Emily bugün kendini pek iyi hissetmiyor" dedi. Minik kızın yüzü kıpkırmızıydı; dik oturmaya çalışırken başı bir o yana, bir bu yana düşüyordu. Birkaç poz denemesinde bulundum, ama bir türlü başarılı olamadık. Sonunda, Emily'ye yaklaştım ve onunla konuşmaya başladım. "Aynen bir meleğe benziyorsun" dedim.

Devamını oku: Yolumdan Bir Melek Geçti

Sahte Saat

Seher, nişanlısına sahte ve ucuz bir Rolex saat almıştı. Fakat saatçiden değiştirilmek üzere getirilmiş; saatçi de bitmeye yüz tutmuş bir pil takmasını istemişti. Nişanlısının doğum gününde sabah erken saatlerde bu saati hediye etti. Fakat daha öğlen olmadan saat durmuştu. Delikanlı, nişanlısının on binlerce dolarlık saat almayacağını tahmin ettiği için sahte ve kalitesiz olduğunu anladı. Öğleden sonra bir saatçiye gitti. Pilini kontrol ettirecekti ya da tamir edilecek bir şey olup olmadığını öğrenecekti. Saatçi kapağı açınca içinden bir not kağıdı çıktı. Not kağıdını delikanlıya uzattı.

Devamını oku: Sahte Saat

Akşam yemeği

Serpil eşiyle birlikte bir iş yolculuğundaydı. Arkadaşlarıyla sohbet ederken bulundukları yere 40 kilometre mesafede bir restoranın harika içli köfte yaptığını öğrenmişlerdi. Serpil ve eşi Osman, arkadaşları Bilal ve eşi ile birlikte akşam yemeğine oraya gitmeye karar vermişlerdi. Ancak yolda bir trafik kazası olmuştu ve bir tır yan dönerek yolu kapatmıştı. Geri dönebilirlerdi; ama beklemeyi tercih ettiler. İki saat kadar sonra yol açıldı ve saat 22:00 sularında restorana varmışlardı. Ne var ki, restoran kapalıydı. Bilal ve eşi, bunca çabaya rağmen arkadaşlarını o ünlü restoranda yemek yediremedikleri için çok üzülmüşlerdi. Serpil ve eşi ise hala çok mutlu görünüyorlardı. Bilal’in eşi Tuğçe sordu; “Harikasınız, moraliniz hiç bozulmadı. Nasıl yapıyorsunuz bunu? Serpil cevap verdi: “Çok basit dedi. Bizi mutluluğumuzu bakış açımız belirliyor. Şimdi olanları değişik bakış açılarıyla görmek mümkün” dedi.

Devamını oku: Akşam yemeği

Makinist ve Tren

Tren Patarka’dan hareket etmeden önce, teknisyen trenin makinistine lokomotifin bir parçasında sorun olduğunu ve trenin yolda kalabileceğini söylemişti. Makinist, “O zaman o parçayı niye şimdi değiştirmiyorsun?” diye sormuştu. Teknisyen parçanın Patarka tren istasyonunda olmadığını ama varış istasyonu olan Bostarka’da bulunduğunu söylemişti. Ardından da “Umarım yolda kalmazsınız.” demişti. Makinist, açık ve öngörülebilir bir sorun olduğu halde, bu şekilde yola çıktıklarına sinirlenmişti. Bostarka’ya varmalarına altı saat vardı. Bir tepeyi tırmanırken tren sanki teklemeye başlamıştı. “Şimdi yolda kaldık” derken tren tepeyi aştı. Bir saat kadar sonra lokomotiften bir başka ses gelmeye başlamıştı. Makinist, “Buraya kadarmış” derken tren bir tünele girdi ve normal bir şekilde seyrine devam etti.

Devamını oku: Makinist ve Tren

su Kristallerini Bozmamak

Tan, ikinci el yeni bir araba almıştı. Arabayı almadan önce servise götürdü. Servis yetkilisi ?Araba temiz, alabilirsiniz.? deyince satın aldı.

Yine de arabayı servise bıraktı ve bakım yapmalarını istedi. Arabanın bujileri, filtreleri, fren balataları ve yağı değiştirildi. Bakımdan üç gün sonra Tan, bir iş arkadaşıyla İstanbul’daki Halıcıoğlu köprüsünden Mecidiyeköy yönüne giderken araba birden bozuldu. Otobanda en sol şeritte kalakalmışlardı. Sol şeritteki araçlar saatte 100 kilometreden fazla yapıyorlardı ve ciddi bir kaza tehlikesi vardı. Üçgen flaşörleri bile yola koymaya çalışırken arkadan gelen bir aracın Tan’a ya da arkadaşına çarpıp bir yere fırlatması işten değildi. İkisi de üçgen flaşör koymak yerine sadece bagajı açmaya karar verdiler. Tan, arabaya bakım yapan servisi aradı, durumu anlattı. Ancak servis yetkilisi bir teşhis koyamadığını, bir çekici çağırarak aracı servise getirmelerini önerdi. ?Ünlü bir dağcıya, dağda zor durumda kaldınız. Bir çığ düştü ve arkadaşlarınız öldü, malzemenizi kaybettiniz, kurtulmak için ne yaparsınız? diye sormuşlar. O da cevap vermiş: Her Türk’ün yaptığını yaparım, üç Kul Hüva’llâhü bir Elham okurum.? Bu anekdotu anlatan Tan, arkadaşıyla birlikte, kimseyi aramadan, arka arkaya marşa basmadan bu duaları okudular. Ardından marşa bastılar ve araba çalıştı. Onların tek derdi, kendilerini güvenli bir emniyet şeridine atmaktı. Araba dört beş kilometre kadar gittikten sonra tekrar bozuldu. Ancak artık arabayı emniyet şeridinde güvenli bir cebe çekmişlerdi. Birlikte kaputu açtılar.

Devamını oku: su Kristallerini Bozmamak

Yalan Küpü

Padişah bir gün, "Bana yalan söyleyebilene bir küp dolusu altın vereceğim!" demiş.
Yalancılar hemen saraya koşuşturup başlamışlar yalana;
- "Bir kuş, aslanı kapıp yuvasına götürdü". 
-"Bunun neresi yalan? Kuş kartaldır, arslan da kuzu kadar minik bir yavru. Kaptı mı götürür tabii!..''

Devamını oku: Yalan Küpü

Özgürlüğün Resmi

Babası İspanya`nın en ağır siyasi cezalarının verildiği bir hapishanede mahkumdu küçük kızın. Fırsat bulduğu her hafta sonu babasını ziyaret için annesiyle birlikte hapishaneye giderdi.
Yine bir ziyarete giderken babası için çizdiği resmi yanında götürdü ancak hapishane kurallarına göre özgürlüğü çağrıştıran her türlü şeyin mahkumlara verilmesi yasaktı.

Devamını oku: Özgürlüğün Resmi