Büyük B

Ben ona Büyük B adını takmıştım. O benim büyük erkek kardeşimdi. Biz birbirimizin tam zıttıydık ve birbirimizi çılgına çeviriyorduk, ama aramızda oldukça güçlü ve yıpranmaz bir bağ vardı. Her ikimiz de yaptığımız hiçbir şeyin, ne kadar denemiş olursak olalım yeteri kadar iyi olmayacağını biliyorduk. Tanıyan herkes Büyük B'ye hayrandı. Kocaman bir yüreği vardı. Kendisi hariç herkesin iyiliğini isterdi.

Toplum tarafından aptal, tembel, disiplinsiz ve geri zekalı olarak etiketlenen yüzlerce çocuğa ders vermişti. Kardeşim o çocuklarda farklı bir beceri keşfetmişti. Esasında, kendisi de öğrenme güçlüğü çekiyordu. Bu onun sırrıydı. O ve öğrencileri bu dünyada farklı biri olmanın ne olduğunu birlikte keşfediyorlardı.

Devamını oku: Büyük B

Benim Kahramanım

Gordyn dayımı hep bir kahraman olarak görmüşümdür. Ben altı yaşındayken ayakkabılarımdaki çamurları siler, başımın belaya girmesini önlerdi. Üniversitedeki ilk yılımda annemle, onun modası geçmiş, kendisine küçülmüş giysilerini bana giydirip okula göndermek istemesi konusunda şiddetli kavgalar yaşamıştık. Dayım benim tarafımı tuttuktan sonra bu tartışma bir daha gündeme gelmemişti. Annemler bana değil de erkek kardeşime araba aldıklarında dayım bu adaletsizliğe de parmak basmışta.

Dayımın en sevdiğim yanı, benim kendimi dünyadaki en değerli insan gibi hissetmemi sağlamasıydı. Annemle babam 50'nci evlilik yıldönümlerini kutlamayı planlarlarken o yıldönümü kutlamalarına katılmayacağını belirtmişti. Yengemden boşanalı 20 yıl olmuştu, ama bütün aileyle yüz yüze gelme düşüncesi ve bu boşanmayı onaylamadıklarından emin olmak onu rahatsız ediyordu. Sürekli hayır demesine rağmen, annem gelip gelmeyeceğini bir kez daha sorduğunda, anneme bir daha sormamasını söylemişti. Partide onu görünce yanma yaklaşıp annemi her aradığımda gelip gelmeyeceğim sorduğunu söyledim. "Biliyorum tatlım," dedi "zaten ben de bu yüzden geldim." Kendimi hep onun küçük prensesi gibi hissediyordum.

Devamını oku: Benim Kahramanım

Bir Hatırlatma

Aralığın 24'ünde, babamın cenazesinin kaldırıldığı günün akşamında kardeşlerimle annemin nerede yaşayacağına karar vermek amacıyla çocuklukta yaşadığımız evde biraraya gelmiştik. Babam geride beş çocuk ve 54 yıllık yaşamının sevgi abidesi annemi bırakmıştı. Annem zar zor yürüyor ve hareket edebiliyordu. Babam onun en büyük yardımcısıydı. Annemin yalnız yaşaması düşünülemezdi.

Konuşmaya başladık. Annem de konuştuklarımızı dinliyordu. Tartışmalarımız gittikçe alevlendi. Şokun etkisiyle düşünme yetimizi kaybettiğimizden, yaşadığımız acı bağlarımızı gevşettiğinden konuşma anneme nasıl bakılacağından çok bunun neye mal olacağı çerçevesinde dönüp dolaşıyordu. Tartıştıkça acımız arttı ve babamın kaybının birbirimizi kaybetmemizle sonuçlanacağını düşünmeye başladık. Annem şaşkınlık içinde bizi dinliyordu. Ailemizin babamla birlikte öleceği korkusunu yaşamaya başlamıştık.

Devamını oku: Bir Hatırlatma

Bir Çocuğun Bilgeliği

Bob'la tanışıp aşık olduğumda 16 yaşındaydım. İki yıl sonra evlendik. Bu aynen gerçekleşen bir masal gibiydi. Birbirimize ve çocuklarımıza aşkımızı, sevgimizi dile getirmeden bir tek gün bile geçirmedik.

Her gece uyumak için yatak odamıza çekildiğimizde gelecekle ilgili planlar yapardık. Fakat kısa bir süre sonra Bob'a lösemi teşhisi kondu. 18 ay yaşam mücadelesi verdikten sonra 42 yaşında hayata gözlerini yumdu. Onunla birlikte sanki ben de ölmüştüm.

Devamını oku: Bir Çocuğun Bilgeliği

Mutlu Noeller Jennifer

Merhaba, tatlım. Bu yıl sensiz Noel'in tadı olmayacak, ama seninle geçirdiğimiz 19 yılın anılarıyla avunmaya çalışacağız. Noel'den tek istediğim seni bize geri getirmesi, ama bunun imkansız olduğunu bildiğimden bir mektup yazmaya karar verdim. Umarım Tanrı bu mektubu sana zamanında ulaştırır.

Noel alışverişinde yanımda olup bana yardım etmeni özledim. Annenin nelerden hoşlandığını hep doğru yakalardın. Bir şekilde başardım, ama sanırım sen bana hala yardımcı oluyorsun. Annen cennetten göndereceğin hediyeyi çok beğenecek, Sarah da öyle.

Devamını oku: Mutlu Noeller Jennifer

Onu Ne Kadar Çok Sevdim

Rahip, mezarlıktaki işini bitirmek üzereydi. O anda elli yıllık karısını kaybeden 78 yaşındaki adam "Onu ne kadar çok sevdim." diyerek çığlık çığlığa ağlamaya başlamıştı. Yaşlı adamın yaslı sesi törenin asil sessizliğini bozmuştu. Mezar başındaki diğer aile bireyleri ve dostlar şok olmuşlardı, utanç içindeydiler. Yetişkin çocukları alı alı moru mor babalarını yatıştırmaya çalıştılar. "Tamam, baba. Seni anlıyoruz." Yaşlı adam gözlerim dikmiş kazılan mezara yavaş yavaş inen tabuta bakıyordu. Rahip törene devam etti. Törenin sonunda, aile bireylerin ölüm töreninin kapanışı olarak tabutun üstüne toprak atmaya çağırdı. Yaşlı adam hariç hepsi sırayla toprak attılar. O "Onu ne kadar çok sevdim." diye sesli sesli konuşuyordu. Kızı ve iki oğlu konuşmasını engellemek istediler, ama o devam etti, "Onu sevmiştim!"

Devamını oku: Onu Ne Kadar Çok Sevdim

Marc'ın Anısına

 

Judy ve Jim, oğulları Marc'ı 15 yıl önce kaybetmişlerdi. Diğer birçok anne baba gibi Jim ve Judy de iki çocuklarının sonsuza dek onlarla yaşayacağını düşünürlerdi. Bir gün oldukça nadir görünen bir hastalık Marc'ın hayatını almıştı. Ortada hasta olduğuna ilişkin bir belirti bile yoktu. Bu yüzden Jim ve Judy çocuklarına veda etme ve onu ne kadar çok sevdiklerini söyleme şansını yakalayamamışlardı. Oğullarının ölümü onları tam anlamıyla darmadağın etmişti.

Uzun yıllar sonra Judy ve Jim Bermuda'ya tatile gitmişlerdi. Orada çok hoşlarına giden bir heykel beğendiler. Bu bankın üstüne oturmuş kitap okuyan bir çocuğun heykeliydi. Her ikisi de heykele vurulmuşlardı, almayı istiyorlardı, ama heykel çok pahalıydı ve almaya güçleri yetmedi. Jim her ihtimale karşı heykeli yapan sanatçının adını ve adresini almıştı.

Devamını oku: Marc'ın Anısına

Yolumuzdaki Engel

Eski çağlarda bir kral yolun tam ortasına iri bir kaya parçası koydurmuş. Sonra da saklanmış ve bu kocaman kayayı birinin gelip kaldırıp kaldıramayacağını gözlemeye başlamış. Krallığın en zengin tüccarlarından biri adamlarıyla yaklaşmış ve kayanın etrafında şöyle bir dönmüş. Adamların çoğu yolları temizletmediği için kralı suçlamışlar, ama hiçbiri de kayayı yolun ortasından kaldırmak için bir çabada bulunmamış. Sonra sırtında yüklüce saman taşıyan bir çoban gelmiş. Kayaya yaklaşınca, sırtındaki yükü yere bırakmış ve kayayı yolun kenarına itmeye çalışmış. Kayayla epeyce itişip kakıştıktan sonra başarmış.

Devamını oku: Yolumuzdaki Engel

İhtiyaç Duyulduğu An Cesaret

1991 yazında kocamla birlikte İrlanda'ya gitmiştik. İyi birer Amerikan turisti olarak biz de doğal olarak Biarney Castle'ı ziyaret ettik. Biarney Castle'ı ziyaret eden her turist gibi şüphesiz biz de Biarney taşını öptük. Biarney taşına ulaşabilmek için dapdar merdivenlerden tırmanmak zorunda kalıyorsunuz. Yüksekten her zaman korkmuşumdur, açıkçası benim klostrofobim var. Bu yüzden de kocamdan bensiz çıkmasını, sonra da bana çıkıp çıkarmayacağımı söylemesini istemiştim. Kocam geri geldiginde, "Ne düşünüyorsun? Ben de yapabilir miyim, ne dersin?" diye sordum. O yanıtını vermeden iki ufak tefek yaşlı bayan bana yaklaştılar ve "Şekerim, biz yapabildiğimize göre sen hayli hayli yaparsın." dediler. Ve ben Biarney taşını öptüm.

Devamını oku: İhtiyaç Duyulduğu An Cesaret

Benim Maskotum

89 yaşındaki yaşlı adamın hemşireleri ona sürpriz bir parti düzenlemişlerdi. Bu aktif ve uyanık emekli doktorun iki yıl önce bacağı kesilmişti. Zamanının çoğunu tekerlekli sandalyede geçirip bir bacakla yaşamaya alışmak gerçek bir hayat mücadelesini gerektiriyordu.

Aydınlık ve iyi dekore edilmiş odayı aile bireyleri, arkadaşları ve gönüllüler doldurmuştu. Yaşlı adam gruba şöyle bir baktı ve hemşirelerden birinin çocuğu olan altı yaşındaki küçük kıza yanına gelmesi için işaret etti. Küçük kıza sarıldı ve onu herkese "Bu kız benim maskotum" diyerek tanıttı.

Devamını oku: Benim Maskotum