Bir Değişiklik

Küçük bir çocuk karakolda bir süredir devam eden bisiklet açık arttırmasına katılmıştı. Açık arttırma her açıldığında çocuk "Bir dolar veriyorum, bayım" diyordu. Arttırma her bir bisiklet en yüksek fiyata ulaşana kadar devam ediyordu. Çocuk her defasında bir dolar veriyordu. Satılacak son bisiklet ortaya çıkarıldığında çocuk yine "Bir dolar veriyorum, bayım" dedi. Fiyat yükseltildi ve mezatçı arttırmayı dokuz dolarla kapattı. Bisikleti en ön sırada oturan çocuğa verdi. 

Mezatçı cüzdanına uzandı, sekiz dolar çıkardı ve tezgahın üzerine koydu. Küçük çocuk beşlikler, onluklar ve yirmi beşliklerden oluşan bir dolarını sekiz doların yanına koydu, bisikletini aldı ve kapıya doğru yöneldi. Sonra bisikletini yere bıraktı, mezatçıya doğru koştu, kollarını mezatçının boynuna doladı ve ağlamaya başladı.

Yarım Kalan İş

Bu hafta sonu evde anneme bakıyordum. Annem kendisini pek iyi hissetmiyordu ve yardıma ihtiyacı vardı. Babam yarım gün çalışıyor ve arkadaşlarının ve bizim yardımımızla annemin ayakta durmasını sağlamaya çalışıyor. Bu hafta sonu babam yardımcı kadınlardan birinin hikayesini anlattı. Ama Öncelikle, benim yetişme yıllarımda evimizin nasıl olduğunu size anlatmalıyım. Anne babamız hepimizin (sekiz kardeştik) dünyayla yakın ilişkiler kurmamız gerektiğine inanırlardı. Üçümüz misafir öğrenci olarak Avustralya, Brezilya ve Hollanda'ya gitmiştik. Bunun nedeninin anne babamızın bizim yükümüzden kurtulup daha az masraf yapmak istemeleri olarak düşünebilirsiniz. Annem bizim evimizde yedinci ya da sekizinci çocuk yetiştirmenin başka bir evde üçüncü veya dördüncü çocuk yetiştirmekten daha kolay olduğunu düşünürdü.

Devamını oku: Yarım Kalan İş

Bilgi Lütfen

Telefon operatörü olarak çalışıyorum. Tek yapacağınız 411'i çevirmektir. O anda karşınızda beni bulursunuz. 411'den telefon numaralarını öğrenebilirsiniz. Oysa bir sürü insan "Orası bilgi servisi. Her konuda her şeyi biliyorlar." diye düşünmektedir. Bazen "Sen bilirsin kızım. Birinci caddede kahverengi bir evde oturuyor. Biz aynı sınıftaydık. Kahverengi saçları var." şeklinde telefonlar bile aldığım oluyor. Hatta, "Yumurta salatasının nasıl yapıldığını öğrenebilir miyim?" diyenler bile oldu.

Bir yün bir telefon aldım. Noel yaklaşıyordu.

Devamını oku: Bilgi Lütfen

Fakirlere Yardım Fonu

Tipik bir taksi gibi değildi. Hyatt'dan Kansas City Havaalanına giderken kendimizi iyi döşenmiş tam teşekküllü bir ofisteymiş gibi hissettik. Sonra şoför gururlana gururlana "Bu benim ofisim!" dedi. Ön camda "Fakirlere Yardım Fonu" yazılıydı. "Görünmeyen 10.000 Kansas City'li evsize yardım ediyorum." Kelimelerindeki duygu yoğunluğunu yakalamıştım. Gözlerim dolu dolu olmuştu. 

"Evet" dedi Richard Tripp "Noel yemeği bile yiyemeyen 800 insana Noel kahvaltısı veriyorum. Altı ay evsiz yaşadıktan sonra kendimi ayaklarım üzerinde bulunca 'Fakirlere Yardım Fonu'nu başlattım. 20 yıldır hayatımı öylesine yazılar yazarak kazanıyordum. Sonra lisansımı kaybettim ve evsiz kaldım. O kadar da kötü değildi. Sonra o eski araba mezarlıklarından ve çöplüklerden plastik bulmaya başladım. Sağ kalabilmek için kalın plastikten, yağmur geçirmeyen çadır ve uyku tulumu yaptım. Altı ay boyunca ormanın içinde yatıp kalktım. Eğer bir kişi altı ay evsiz kalıyorsa, bunların onda dokuzu sürekli evsiz demektir. Ben onlara yeni bir şans yaratmaya ve seçim hakkı tanımaya çalışıyorum."

Devamını oku: Fakirlere Yardım Fonu

Eve Hoşgeldin

Büyükannem ve büyükbabam 1921 yılında Yahudilere karşı girişilen katliam nedeniyle Rusya'dan göç etmişler. Başlarından oldukça maceralı olaylar geçmiş. En sonunda Amerika'ya varmışlar. Amerika'ya gelince gemiden inen herkesin Amerika'ya kabul edilebilmek için elli dolar göstermesi gerekiyormuş. Annemlere parayı Amerika'da yaşayan amcam göndermiş. Tam gemiden inerlerken büyükbabamın gözüne deliler gibi ağlayan bir çocuk ilişmiş. Büyükbabam çocuğun yanına yaklaşmış. Çocuk büyükbabama parasını kaybettiğini, şimdi Amerika'ya kabul edilmeyeceğini söylemiş. Büyükbabam, adı Isadore Feterman olan çocuğa kendi elli dolarını vermiş. Amerika'ya geldiklerinde amcamla bağlantı kurup ona daha fazla paraya ihtiyacı olduğunu söyleyebileceğini düşünmüş. Büyükbabam orada birkaç gün beklemek zorunda kalmış. Sonunda herkes Amerika'ya kabul edilmiş.

Devamını oku: Eve Hoşgeldin

Gölde Bir Gün

"Benimle oynar mısın?" diye sordu akli dengesi bozuk çocuk.

 "Şüphesiz" diye yanıtladım.

 Topu ona attım.

 "Tamam ben yakalarım" diye bağırdı.

Devamını oku: Gölde Bir Gün

Babam İnanılmaz Biri

Kız kardeşim ocak ayında doğduğundan Chicago'da geçirdiğimiz birkaç kışı hatırlayamayacak kadar küçüktü. Oysa üç yaşına geldiğinde (bu yaşa geldiğinizde anne babanızın sizin için her şeyi yapabileceklerini düşünürsünüz), bir gün uyandığında bir kar battaniyesinin her yeri kapladığını fark etti. Hayatında ilk defa kar görüyordu. Yatak odasından mutfağa koştu. Herkes mutfakta kahvaltı ediyordu. Mavi gözlerini kocaman açtı ve babama heyecan içinde "Babacığım, bunu nasıl yaptın?" diye sordu.

Gruptan Bir Asker

Bu hikaye bir pazar günü yaşlı bir rahip tarafından anlatılmıştı. Askerlik yaptığı yıllarda yaşanmış gerçek bir hayat hikayesiydi.

Bir gün teftiş subayı gelir ve bir grup genç askerin üstüne el bombası atar. Askerler kaçışırlar ve kendilerini el bombasından korumaya çalışırlar. Daha sonra, subay el bombasının patlamaya hazır olmadığını, sadece onların tepkilerini ölçmek istediğini söyler. Bir sonraki gün gruba yeni bir asker katılır. Subay askerlere yeni askere ne olacağı konusunda hiçbir şey söylememelerini tembih eder. Subay yanlarına yaklaşıp el bombasını üslerine atınca, yeni asker patlamayacağını bilmediğinden kendisini arkadaşlarını korumak amacıyla bombanın üstüne atar. Arkadaşlarını koruma pahasına ölümü göze almıştır. 

 

O yıl, o asker yıllardır verilmemiş cesaret madalyasıyla ödüllendirilir.

Geç Kalmış Teşekkür

Oğlum Mark, üçüncü sınıftayken, sevdiklerine armağanlar alabilmek için iki ay boyunca bütün harçlığını biriktirmişti. Yirmi doları olmuştu. Aralık ayının üçüncü cumartesisi listesini yaptığım, parasını hazırladığını ilan etti.

Onu eskiden "Five and Dime" olarak adlandırdığımız mağazaların modem versiyonuna götürdüm. Ben mağazanın ön kısmında kitabımı okuyup sabırsızlıkla onu beklerken, Mark el sepetini alıp alışverişe başlamıştı. Mark'ın hediyelerini seçmesi kırk beş dakika sürmüştü. Kasaya yaklaşırken yüzündeki ifadeden sevinç okunuyordu.

Devamını oku: Geç Kalmış Teşekkür

Kalpten Vermek

13 yaşındayken annem bana asla unutamayacağım bir ders vermişti. Bir gün küçük bir markette alışveriş ediyorduk. O anda içeri giren aile dikkatimi çekti. Anne, kızı ve torunu gibi görünüyorlardı. Üstleri başları temiz gibi, ama yırtık pırtıktı. Bizlerden daha şanssız oldukları bir gerçekti. Markette gezinirken el arabalarını dikkatle seçtikleri gerekli yiyeceklerle dolduruyorlardı.

Devamını oku: Kalpten Vermek