Arsa

Oğulları, yaşlı adamın son derece manzaralı bir yer aldığını duymuşlar ve ister istemez telaşa düşmüşlerdi.

Doktor olan:

—Bunu da diğeri gibi çarçur eder, diyordu. Ailede bizim paramızla mal sahibi yapmadığı adam kalmadı zaten.

 

Babaları, evlatlarına güvenmediği için sağlığına hayır yapmak istemiş ve o güne kadar edindiği servetinin bir kısmıyla aile fertlerinden bazılarına işyeri açmıştı. Şimdi dealdığı arsanın herkese yeteceğini söylüyordu. Bu ise, “arsa taksim edilecek” demekti.

Adamın mimar olan ikinci oğlu ise bambaşka hayaller peşindeydi. Arsayı henüz görmemiş olmasına rağmen orada mükemmel bir sitenin yapılacağına inanıyor ve yerin en manzaralı kısmında kendisine müstakil ev planlıyordu. Doktor kardeşinin yıllardır kurmaya düşündüğü klinik, bu sitenin merkezinde yer alabilirdi. Zaten kalp hastası olan babaları için de böyle bir yer gerekmiyor muydu?

Arsanın takdim edilme endişesi, yıllardır görüşmeyen iki kardeşi bir araya getirmiş ve onları tuhaf düşüncelere sevk etmişti. Belki de son günlerini yaşayan babaları bugün ölecek olsa , arsanın tamamı kendilerine kalmayacak mıydı?

Bu fikir çocukların beyinlerini bir kurt gibi kemirmeye başlamış ve sonunda onları, babalarının ölmesiyle acılarının da sona ereceğini inandırmıştı.

Ve yaşlı adam, arsaya ait herhangi bir muamele yapılmadan önce vefat etti.    İki de bir de tekleyen kalbi, bin bir güçlükte büyütüp doktor ettiği oğlunun biraz fazla dozda vurduğu kalp iğnesine dayanamamıştı.

Adam, ertesi gün defnedildi. Okunan Kur’an bittikten sonra çocukların yanına gelen mezarlık bekçisi, başsağlığı dileyip:

― Rahmetli babanız, ölmeden bir ay önce mezarlığın bu tepesini almış ve “ailemdeki herkese yeter” diyerek aile mezarlığı yapmıştı, dedi. Nur içinde yatsın, hep başkalarını düşünürdü.