Charles

Oğlum Laurie, anaokuluna başladığı gün fitilli kadife tulumuyla, mama önlüklerini çıkarıp, kemerli kot pantalonunu giydi. Onun bitişikteki komşunun ondan biraz daha büyük kızıyla gidişini izlerken yaşamımda bir dönemin bittiğini açık seçik fark ettim. Benim tatlı sesli bebeğim, uzun pantalonuyla kabadayı gibi yürüyen bir karakter durumuna dönüşmüş ve köşede durup bana el sallamayı bile unutmuştu. Eve de aynı biçimde gelmişti. Kapıyı çarparak açmış, kediyi tekmelemiş ve "Kimse yok mu?” diye kaba bir sesle bağırmıştı.

Öğle yemeğinde babasıyla çok kaba bir biçimde konuşmuş, kız kardeşinin sütünü dökmüştü.

 

"Bugün okul nasıldı?” diye merakla sordum.

"İyiydi" dedi.

"Birşey öğrendin mi?” diye sordu babası.

Laurie soğuk bir ifadeyle "Hiçbir şey öğrenmedim" dedi. "Hiçbir şey?" dedim. "Hiçbir şey öğrenmedim."

 "Öğremen bir çocuğu patakladı" dedi Laurie yağ ve ekmeğe bakarak. "Yaramazlık yaptığı için..." diye ekledi dolu bir ağızla.

"Ne yaptı?" dedim "Kimdi o?"

Laurie düşündü. "Charles" dedi. "Öğretmen onu patakladı ve köşede dikiltti. Çok yaramazdı.

"Ne yaptı?" diye tekrar sordum. Fakat sandalyesinden kayarak indi, bir bisküvi aldı ve gitti. Babası arkasından hâlâ "Buraya bak! Genç adam!" diye bağırıyordu.

Ertesi gün öğle yemeğine oturur oturmaz yine "Charles bugün de berbattı" dedi. Sırıttı ve devam etti. "Charles bugün öğretmene vurdu."

"Tanrım" dedim. "Sanırım gene dayak yedi."

"Tabii ki" dedi. Sonra babasına döndü "Yukarı bak!" dedi.

 "Ne oldu?" dedi babası, yukarı bakarak.

"Aşağı bak! Parmağıma bak! Heyyy! Avanak!" dedi ve çılgınca gülmeye başladı.

"Charles öğretmene neden vurdu?" diye sordum aceleyle.

"Çünkü Charles'ı kırmızı pastelle boyamaya zorladı. Charles yeşil boyamak istiyordu ve öğretmene vurdu. Sonra öğretmen hiç kimsenin Charles'la oynamamasını söyledi. Ama herkes oynadı."

Üçüncü gün ilk haftanın çarşambasıydı. Ve Charles o gün tahterevalli tahtasını küçük bir kızın başına vurmuş ve kanatmıştı. Ceza olarak da öğretmen teneffüslerde içeride kalmasını söylemişti.

Perşembe günü öykü saatinde köşede durma cezası almıştı, çünkü tüm ders boyunca ayağını yere vurup durmuştu. Cuma günü ise tahta kullanma hakkından mahrum bırakılmıştı çünkü tebeşirleri fırlatmıştı.

Cumartesi eşime "Sence ana sınıfı Laurie  için sorun yaratıcı mı oluyor?" dedim. Çünkü  Laurie çok kaba olmuştu, dili bozulmuştu ve bu Charles denen çocuğun onun üzerinde kötü bir etkisi vardı.

"Düzelir" dedi eşim beni teselli ederek. "Dünyada Charles gibi insanlar olmalı. Onlarla daha sonra tanışmasındansa şimdi tanışması daha iyi."

Pazartesi günü Laurie eve biraz geç ama haberlerle dopdolu geldi. Ben merdivenin başında beklerken o yokuşu bağırarak çıktı. "Charles" dedi. "Bugün gene çok kötüydü."

"İçeri gel" dedim yaklaşınca "Öğle yemeğin bekliyor."

"Charles ne yaptı biliyor musun?" dedi beni izlerken "Okulda öyle çok bağırdı ki birinci sınıflardan bir çocuk gelip, öğretmenin Charles'ı susturmasını söyledi. Ve bu yüzden Charles okuldan sonra okulda kalma cezası aldı. Ve tüm çocuklar da onu izlemek için okulda kaldılar."

"Ne yaptı?" diye sordum.

"Orada oturdu yalnızca" dedi sandalyesine çıkarken. "Hey baba, eski yer paspası! Naber?"

"Charles, bugün okuldan sonra cezaya kalmış" dedim eşime. "Herkes de onu izlemek için kalmış.”

"Bu Charles nasıl biri?" diye sordu eşim. "Onun soyadı ne?"

"Benden daha büyük. Lastik çizmesi yok ve ceket bile giymiyor" dedi Laurie. Pazartesi akşamı ilk veli toplantısının olduğu gündü, ama bebeğin hasta olması nedeniyle gidemedim. Oysa sabırsızlıkla Charles'ın annesiyle tanışmak istiyordum.

Salı günü Laurie birden "Bugün öğretmenimizin bir arkadaşı onu görmeye geldi" dedi.

"Charles'ın annesi mi?" dedik ben ve eşim aynı anda.

"Yo!" dedi Laurie ukalaca. "Hayır bir erkekti. Bize jimnastik yaptırdı. Ayak parmaklarımıza dokundurdu. Bak! Sandalyesinden indi, çömeldi ve ayak parmaklarına dokundu. "İşte böyle" dedi. Sonra ciddi bir biçimde tekrar sandalyesine oturdu, çatalını alırken "Charles onu bile yapmadı" dedi.

"İyi" dedim. "Charles o hareketi de mi yapmak istemedi?"

"Yo" dedi. "Öyle yaramazdı ki öğretmenin arkadaşına karşı o eksersizi yapmasına izin verilmedi.

"Gene mi?" dedim.

"Öğretmenin arkadaşına tekme attı" dedi Laurie, "Öğretmenin arkadaşı demin yaptığım gibi parmaklarına dokunmasını istedi ama o yapmadı. Ve öğretmenin arkadaşını tekmeledi."

"Sence bu Charles denilen çocuğa ne yapacaklar?" diye sordu Laurie'nin babası.

Laurie düşünceli bir biçimde omuz silkti ve "Tahminimce okuldan atarlar" dedi.

Çarşamba ve Perşembe her günkü gibiydi. Charles yine öykü saatinde bağırmış ve bir çocuğun midesini yumruklamış ve onu ağlatmıştı. Cuma günü yine okuldan sonra cezaya kalmıştı. Tabii ki diğerleri de. Anaokulunu üçüncü haftasıyla birlikte Charles ailemizde bir kurum durumuna gelmişti. Bebek tüm öğleden sonra ağladığında Charles'laşıyor; Laurie oyuncak arabasını çamur doldurup mutfakta dolaştırınca Charles'laşıyor ve hatta eşim kolu telefonun kablosuna takılıp çektiğinde, çiçek vazosu ve kül tablasını düşürdüğünde "Aynı Charles gibi" diyordu.

Üçüncü ve dördüncü haftalar boyunca sanki Charles'ta gelişmeler olmuş gibiydi. Laurie üçüncü haftanın perşembe günü, öğle yemeğinde vahşi bir biçimde "Charles bugün öyle iyiydi ki öğretmen ona elma verdi" dedi.

"Ne?" dedim, eşim de dikkatle ekledi.

"Charles mı, dedin?"

"Charles" dedi Laurie "Pastel boyaları dağıttı ve sonra da kitapları topladı. Öğretmen artık onun yardımcısı olduğunu söyledi."

"Ne oldu?" diye inanamaz bir biçimde sordum.

"Yardımcı oldu, hepsi bu" dedi omuzunu silkerek.

O gece eşime "Charles'le ilgili bu şey gerçek olabilir mi?" dedim. “Böyle bir şey olabilir mi?"

"Bekle ve gör" dedi eşim alaycı bir biçimde. "Eğer söz konusu olan Charles ise yalnızca oyun yapıyor olabilir."

Eşim yanılmış gibi görünüyordu. Bir haftadan fazla bir süre Charles öğretmenin yardımcısıydı. Her gün malzemeleri dağıtıp, topluyor ve hiç kimse okuldan sonra cezaya kalmıyordu.

"Okul-Aile Birliği toplantısı haftaya” dedim eşime bir akşam. "Charles’ın annesini orada bulabilirim."

"Ona Charles'a ne olduğunu da sor" dedi eşim "Bilmek istiyorum."

"Ben de bilmek istiyorum" dedim.

Cuma günü her şey yine normale dönmüştü. Laurie "Charles bugün ne yaptı biliyor musunuz?" dedi hafif dehşet dolu bir sesle yemek masasında. "Küçük bir kıza bir söz söyledi ve onun tekrarlamasını istedi. O da yaptı. Öğretmen kızın ağzını sabunla yıkattı ve Charles güldü."

"Ne sözcüğü" dedi babası şaşkınlıkla. Laurie "Çok kötü, ancak sana fısıldayabilirim" dedi ve sandalyeden indi, dolaşıp babasının yanına gitti. Babası başını hafifçe ona doğru eğdi ve Laurie neşe dolu bir biçimde babasının kulağına fısıldadı. Babasının gözleri faltaşı gibi açıldı.

"Charles, küçük bir kıza bunu mu söyletti?" diye saygılı bir biçimde sordu.

"Charles'a ne oldu peki?" diye devam etti.

"Hiçbir şey, pastel boyaları dağıtıyordu."

Pazartesi sabahı Charles küçük kızdan vazgeçmiş ve o çirkin sözcüğü birkaç kez kendi kendine söylemişti. Her seferinde ağzını sabunla yıkamak zorunda kalmıştı. Ayrıca yine tebeşirleri de fırlatmıştı.

O akşam okul-Aile Birliği’nin toplantısına gitmek için hazırlanırken eşim kapıya kadar benimle geldi. "Toplantıdan sonra onu bir çay içmeye davet et" dedi "Onu görmek istiyorum."

"Eğer orada olursa" diye dua eder gibi bir sesle söyledim.

"Orada olacaktır” dedi. "Charles'ın annesi orada olmadan nasıl bir toplantı yapılabilir?"

Toplantıda huzursuz bir biçimde oturdum, rahat görünen tüm bayanların yüzlerini inceleyerek, hangisinin Charles'ın annesi olabileceğini tahmin etmeye çalıştım. Hiçbiri yeterince kaba görünmüyordu. Hiç kimse toplantının ortasında kalkıp, çocuğunun davranışlarından dolayı özür dilemedi. Hiç kimse Charles'tan söz etmedi.

Toplantıdan sonra öğretmeni kolladım ve buldum. Elinde çikolatalı pasta ve çay bulunan bir tabak vardı. Birbirimize dikkatlice yaklaştık ve gülümsedik.

"Sizinle tanışmayı merakla bekliyordum" dedim. "Ben Laurie'nin annesiyim."

"Biz hepimiz Laurie ile ilgileniyoruz" dedi.

"Evet o anaokulunu çok seviyor" dedim. "Evde hep sizden söz ediyor."

"İlk haftaya adapte olması epey zor oldu ama şimdi iyi. Bir küçük yardımcı. Tabii kimi zorluklardan sonra."

"Laurie kolay adapte olur" dedim. "Ama sanıyorum bu kez Charles'ın etkisi."

"Charles?"

"Evet" dedim gülerek "Okulda Charles'la çok işiniz olmalı!"

"Charles?" dedi.

"Ama okulda Charles diye biri yok ki!"