Ayının Dostluğu

Orman... Bütün hayvanlar ve bitkiler aleminin uyum ve denge içinde yaşadığı bir yer. Vahşi hayvanlar yaratılışları gereği, ancak acıktıkları zaman bir başka canlıyı öldürüyorlar.çalışıyordu. Yalnızdı. Ailesinden ve arkadaşlarından uzaklaşmış, tenhada yalnızlığın keyfini çıkarıyordu.

 

      Büyük bir boğa yılanın ise karnı çok acıkmış av arıyordu. Dolaşırken tek başına uyumaya çalışan ayıyı gördü. Sessizce yaklaşan boğa yılanı, ayıyı belinden sarsarak sıkıştırmaya başladı.  Ayı korkuyla ve can havliyle feryat etmeye, yılanın elinden kurtulmaya çalışıyordu. Boğa yılanı da ayıyı sıktıkça sıkıyordu. O sırada ormandan geçen bir avcı, ayının bağırtılarını işitti ve ayıya yardım etti. Avcı, ayıyı yalandan kurtardı ve yılanı öldürdü. Ayı da bu sayede ölümden kurtuldu.

      Ölümden kutular ayı, bu iyiliğinden dolayı avcının peşinden ayrılmadı. Avcı, defalarca ayıya artık peşini bırakmasını söylediyse de ayı, sadık bir köpek gibi, avcının her an yanından ayrılmıyordu.

      Avcı, bir gün hastalanıp yatağa düştü. Ayı da avcıya sevgisinden ona bekçilik ediyordu. Komşularından biri avcıyı ziyarete geldiğinde bakar ki, hasta komşusunun başucunda bir ayı durmakta ve ona hizmet etmektedir... Bu ise pek şaşırdı:

- "Komşum! Bu ne hal? Bu ayı ne arıyor burada?" diye sordu.

     Hasta avcı, ayıyı büyük bir yılandan kurtardığını, o günden beri de ayının kendisine bağlanıp, bir an bile yanından ayrılmadığını anlattı. Komşusu güngörmüş, tecrübeli biridir.

    "Aman komşum! Sen ne yaptığının farkında misin? Budalanın dostluğu, düşmanlıktan beterdir. Bu budaladan kurtulmanın çaresi ise, onu hemen yanından uzaklaştırmandır" diye öğüt vermeye çalıştı. Fakat avcı, ayının gösterdiği sadakate öylesine kendini kaptırmıştı ki, komşusunun doğru sözü ona diken gibi battı ve:

- "Sen bunu hasedinden söylüyorsun. Tabii sana böylesine bağlı bir ayın yok. Bana gösterdiği sevgiyi kıskandın. Onun ayılığına ne bakıyorsun? Asıl onun bana gösterdiği sevgiye, hürmete bak" diye komşusuna kızdı.

      Nasihat veren komşu:

"Safların, aptalların sevgisi aldatıcıdır. O seni sever gözükür ama bir gün onun sana çok büyük zararı dokunur. Seni çekemediğimi söylüyorsun fakat, benim bu hasedim, onun muhabbetinden daha iyidir.

     Haydi kalk! Kendine gel ve vakit gedmeden şu ayıyı buradan uzaklaştır. Bir ayıyı hemcinsin olan bir insana tercih etme" diye kâh kızarak, kâh yalvararak adama doğru yolu göstermeye çalıştıysa da, hasta ayının dostluğuna güvenmekte ve:

- " Ey hasetçi! Haydi işine git! Bizimle uğraşma!" diye komşusunu kovar.

Avcının komşusu nasihate devam eder:

- "Ey komşum! Bana düsen seni tehlikeden kurtarmaktı, ama talihin ve aklın yokmuş. Ben bir ayıdan aşağı değilim. Onu bırak da sana ben arkadaş olayım. Uğrayacağın tehlikeyi düşündüğüm için yüreğim oynuyor. Mü'minin zekasından, kavrayışından sakının. Çünkü o, Allah'ın kendisine verdiği bir nur ile görür ve baktığını anlar buyruğunu duymamazlıktan gelme!"

Komşunun güzel öğütleri avcının kulağına girmedi. Çünkü o, komşusuna karşı su-i zan yani kötü duygu taşıyordu. Böyle olunca doğru ve akıllı düşünemedi. Nasihatin kıymetini bilemedi.

Komşusu hastanın elinden tutmak istediyse de, hasta elini çekti. Sonunda komşusu da onun bu akılsız tavırlarından bıktı ve:

- "Akilli bir dost olmadığın için gidiyorum" diyerek evden uzaklaştı.

Hasta da:

- "Git ve beni düşünme! Münasebetsiz sözlerinle de benim canımı sıkma" dedi.

Avcı doğru sözlü komşusuna türlü kabahatler buldu da, ayıya karşı sevgisinden vazgeçmedi.

Nasihatçi komşu, artık hastayı bıraktı ve yüreği yandığı halde "lâ havle" çekerek geri döndü. Kendi kendine:

- "Benim buca çabamı, nasihat vermemi düşmanlık sanıyor. Bundan sonra nasihat yolu kapandı" diyordu. Çünkü nasihat dinleyene ve isteyene verilir. istemeyenlerden ise "onlardan yüz çevir, onlarla uğraşma ve bekle" emri uygulanır.

     Çünkü insanlar madenler gibidir. Nasihat kabul edenler en kıymetli madendirler, etmeyenlerin ise değeri düşüktür. Eğer bir adam benim değerimi ve iyi niyetimi anladıysa bu, benim için dert değil. Bir takım yarasaların benden nefret etmesi benim için değerlidir. Eğer pislik böceği bir gül suyuna rağbet gösterirse, onun gülsuyu olmadığına delalet eder. Müşrikler de Hz. Peygamber'den hoşlanmadılar, çünkü onlar pislik böceği gibi, pisliklere ve pis kokulara alışıktılar. Eşekler de insanların yemeğe tenezzül etmedikleri küllük için bayılırlar.

Ayıyla dostluğu kabul etmiş olan avcı, bu dostluktan son derece memnundu.

Avcı bir gün uyudu.

Bir sinek avcının yüzüne konup duruyordu. Ayı, efendisine iyilik olsun diye sineği kovalıyor, fakat sinek tekrar tekrar geliyordu. Ayı, ne kadar uğraştıysa sineği bir türlü uzaklaştıramıyordu.

Ayı, sineğin sahibini böylesine rahatsız etmesine dayanamadı. Sineği öldürmek lazımdı. Koşarak gitti, dağdan kocaman bir kaya parçası kaptı. Sineği öldürmek maksadıyla uyuyan sahibinin yüzüne indirdi. Koskoca tas avcının kafasını parça parça etti.

Avcı da ayı ile dostluğunun cezasını hayatıyla ödedi.

Öğütler

* Ahmaktan uzak olun. Ahmak, akılsız insanlarla dost olmayın, hatta ondan uzaklaşın. Çünkü iyi gibi gözükür fakat, öyle yerde kötülüğü dokunur ki neye uğradığınızı şaşırırsınız.

* Aptalın sevgisi ayı sevgisi gibidir. Onun kini, sevgidir. Sevgisi kindir.

* Din öğüttür. Nasihat dinleyene ve isteyene verilir. İstemeyenlerden ise onlardan yüz çevir, onlarla uğraşma ve bekle" emri uygulanır. Çünkü insanlar madenler gibidir. Nasihat kabul edenler en kıymetli madendirler, etmeyenlerin ise değeri düşüktür.

* Müminin firasetinden korkun. Çünkü o Allah'ın nuruyla bakar. Başkalarının görmediğini görebilir.

* Cins cinsi çeker. Herkes kendi aklına uygun olanlarla dostluk kurar.