Bir Hatırlatma

Aralığın 24'ünde, babamın cenazesinin kaldırıldığı günün akşamında kardeşlerimle annemin nerede yaşayacağına karar vermek amacıyla çocuklukta yaşadığımız evde biraraya gelmiştik. Babam geride beş çocuk ve 54 yıllık yaşamının sevgi abidesi annemi bırakmıştı. Annem zar zor yürüyor ve hareket edebiliyordu. Babam onun en büyük yardımcısıydı. Annemin yalnız yaşaması düşünülemezdi.

Konuşmaya başladık. Annem de konuştuklarımızı dinliyordu. Tartışmalarımız gittikçe alevlendi. Şokun etkisiyle düşünme yetimizi kaybettiğimizden, yaşadığımız acı bağlarımızı gevşettiğinden konuşma anneme nasıl bakılacağından çok bunun neye mal olacağı çerçevesinde dönüp dolaşıyordu. Tartıştıkça acımız arttı ve babamın kaybının birbirimizi kaybetmemizle sonuçlanacağını düşünmeye başladık. Annem şaşkınlık içinde bizi dinliyordu. Ailemizin babamla birlikte öleceği korkusunu yaşamaya başlamıştık.

Savaşın tam ortasında önce kapının çaldığını sonra da dini şarkılar söylendiğini duyduk. Erkek kardeşim kapıyı açtı. Hepimiz de gördüğümüz şeye çok sevindik. Dışarısı genç kilise öğrencileriyle doluydu. Başlarında o gün babamı gömen rahip vardı. O da en az bizim kadar şaşırmıştı. Bu evin bizim ailemize ait olduğunu bilmiyordu.

Dersimizi almışçasına "Peace on Earth" (Yeryüzünde Barış) melodisini dinledik ve kapıyı kapadık. En büyük erkek kardeşim şaşkınlık içinde, "Onları babam gönderdi. Bize adam olmamızı ve annemize bakmamızı söylüyor." diyerek mırıldandı.

Beynimizde bu sözler yankılanarak tartışmayı kestik ve birkaç saat içinde bir plan yaptık. Annem erkek kardeşlerimden biriyle yaşayacaktı. Çocukluğumuzun evi kapalı ve çıplak olacakta, ama ailemiz yeniden doğmuş gibiydi.