Öğrenci ve Öğretmen

Bir zamanlar Japonya’da genç bir Budist rahip varmış. Öğrenmeye merakından ve zekasından dolayı, birçoklarının 5-10 yılda geldiği seviyeye birkaç yılda geliyormuş. Bundan sonra da diğer ünlü rahiplerin yanına gidiyormuş ki, daha çok şeyler öğrensin.  

Yıllar geçmiş, artık Japonya’nın en ünlü ve en büyük Budist tapınağına gitmeye karar vermiş. Sadece oradan alacağı öğretiler onu tatmin edermiş. Haber yollamış, oraya katılmak istediğini söylemiş. Haber gelmeyince, genç rahip tapınağa kadar gitmiş ve saatlerce dil dökmüş ve yalvarmış onu kabul etsinler diye. 

 

Tabii genç rahibin zekası, öğrenme azmi ve birçok yeri dolaşması nedeniyle, ünü de kendisini takip etmiş. Genç rahip kabul edilmiş. Bu kabul, daha önce benzeri olmadığı kadar el üstünde bir “hoş geldin” olmuş kendisine. Bunun üzerine genç rahip rahatlamış ve oradaki baş rahiple sohbet etmeye başlamışlar. 

Genç rahip o güne kadar öğrendiklerinden, gezdiği yerlerden, diğer rahiplerden uzun uzun bahsetmeye başlamış. Konuşma sırasında, çaylar gelmiş. Baş rahip, çaylar dolu gelmiş olmasına rağmen çaydanlığı almış ve fincana dökmeye başlamış. Bunun üzerine, çay fincandan taşmış ve genç rahip bacağını tutarak fırlamış ayağa.  

Baş rahibe sormuş: 

“Neden böyle yaptınız? Zaten fincan doluydu ve ben dökülen çayla yandım.” 

Baş rahip cevaplamış: 

“Seni istemiyorum. Çünkü senin için de fincanın içi gibi dolu. Ve eğer burada devam edecek olursan fincanın birşey alamadığı gibi sen de bir şey almayacaksın. Git, eğer kendini tamamen boşaltırsan geri gel, o zaman seni alırız.”