Bizi Kim Yönetiyor

Gereksinmelerimiz mi? İlk yanıt bu olabilir.

Korunma, beslenme, çoğalma içgüdülerimizin gereksinmeleri.

Bütün canlılar için doğru ilk yanıt budur.

Ya sonrası?

İsteklerimiz, beklentilerimiz, hedeflerimiz mi?

 

Olabilir.

Peki, onları kim yönetiyor?

İsteklerimizi, beklentilerimizi, hedeflerimizi kim oluşturuyor, kim yönetiyor?

Gerçekte ‘benim’ diyebileceğimiz neyimiz var?

İsteklerimiz, beklentilerimiz, hedeflerimiz toplumsal güç kaynaklarının oluşturduğu etkilerin ürünü değil mi?

Neden ‘bir araba almak’ hedefimiz oluyor?

Neden ‘bir konuyu inceleyerek öğrenmek’ hedefimiz olmuyor?

Çünkü toplumsal güç kaynakları, ‘bir araba almamızı’ istiyor, bir konuyu inceleyerek öğrenmekle ilgilenmiyor.

‘Bir araba almamız’ istendiği zaman, yeni bir süreç başlatılıyor.

Arabalı insanın arabasız insandan daha değerli olduğu,

Daha iyi arabanın öteki arabadan daha değerli olduğu,

‘Arabalı olmanın bir yaşam kalitesi’ olduğu,

Sizin de yaşamınızı kaliteli kılmak için araba almanız gerektiği,

Arabanızın kaç saniyede 100 kilometreye çıktığı,

Koltuk renginden neleri seçebileceğiniz,

Size birkaç yolla anlatılıyor.

Böylece araba ‘bir yaşam değeri’ olarak size aktarılıyor.

   

Hepimizi tek tek yöneten ‘yaşamın temel değerleri’dir.

Çok azımız ‘toplumsal değerler’ sistemini irdeler, süzgeçten geçirir, eleştirir, ‘kendi değerler sistemi’ oluşturur.

Büyük çoğunluk ‘toplumsal değerler sistemi’ni farkına bile varmadan benimser, onu kendi değerleri sanır, onların güdümüne girer.

‘Bir araba almak’ isterler.

Çünkü araba artık kendi değer sistemlerinin içine girmiştir.

Ama önce bir ev almaları gerekir.

Çünkü ‘evi olmak’ arabadan önce gelen değere sahiptir.

Ev ve arabadan sonra sıra yazlığa gelir.

Çünkü bu üçlü ‘ev-araba-yazlık’, toplumsal değer üçgenini oluşturur.

‘Yaşamın temel değerleri’ olarak nelere sahip isek bizi onlar yönetir.

Sokaktaki adamı da, başbakanı da, şirketin genel müdürünü de, işletmenin muhasebecisini de, bir çocuğu da, genci de ‘yaşamın temel değerleri’  yönetir.

Hepimiz, sahip olduğumuz değerlere bir nitelik buluruz, kimisi isteklerimizdir, kimisi ideallerimizdir, kimisi gereksinmelerimizdir.

Ama, hangi değerlere sahip isek bizi yönetenin o olduğunu bilmemiz gerekir.

‘Haklı olmak’ toplusal değer listesinde ‘güçlü olmak’ tan çok sonra geldiği için Türkiye bugün çeteleri, mafyayı tartışıyor.

‘Güçlü olmak’ üst değerler arasındadır.

Onun için de ‘güçlüye itaat etmek’, ‘güçlüye tapmak’ bir yaşama biçimidir.

‘Demokrasi’ bir yaşama biçimi olmamıştır, çünkü eşitlik ve adalet ilkelerine dayanır, özgür bir ortam ister. 

Oysa, ‘üstün olmak’ eşitlikten çok daha yukarda bir değerdir, bu değer için adalet gözden çıkarılmıştır, kendi altındakilere özgürlük verilemez. Onun için de ‘üstün olmak’ değeri ‘otokrasi’nin varlığını zorunlu kılar.

Eğitimin hedeflerini belirleyen de ‘geçerli değerler sistemi’ dir. Onun için de eğitimin sonunda beklenen çok para kazanmak, toplumsal öneme sahip bir mesleğe sahip olmak, parlak bir kariyer yapmaktır.

Eğitimin hedefleri arasında ‘kişiliğin gelişmesi’, ‘doğru davranışlar kazanmak’, ‘toplumsal sorumluluk sahibi olabilmek’, ‘düşünce gücünü geliştirmek’ yer bile almamaktadır.

İnsanlara hedef olarak ‘başarı’ gösterilmektedir. Oysa ‘başarı’, herkesin isteğine, tanımına göre değişen bir hedeftir.

‘Tutarlı bir yaşam’ hedefinin değer sistemi olan bütün insanlık tarihinin evrensel değerleri ‘yaşayan her şeye değer vermek, eşitlikçi davranış, hayatın paylaşımı, duyguların geliştirilmesi, akıl ve mantıkla bilinçlenme, bencillikten kurtulmak, kendisiyle barışık olmak’ ne olduğu bile unutulan kavramlar olmaktadır.

Bütün bunları unutmak ise insanı unutmaktır.