Televizyon Ödevi

Mehmet dokuz yaşında bir ilkokul öğrencisiydi. Henüz üçüncü sınıfa gidiyordu. Arkadaşları onu Memoş diye çağırırdı. Mehmet ders çalışmayı hiç sevmezdi. Bu yüzden arkadaşları sürekli onunla dalga geçerdi. Televizyon ise Mehmet için vazgeçilmezdi.

Mehmet’in gittiği okul köyün tek okuluydu ve Mehmet’ in evine oldukça uzaktaydı. Bu nedenle annesi Mehmet’ i her gün okuluna götürüp, eve geri getiriyordu.

Mehmet okulda öğretmenini hiç dinlemiyor, ödevlerini not etmiyor, dersleri önem vermiyordu. Eve gelir gelmez televizyonun karşısına geçiyordu. Bu da Mehmet’ in çok uzun zamanını alıyordu. Televizyon izledikten sonra derse başlayınca çok yorgun oluyordu. Bu nedenle hemen uykusu geliyordu. Annesi her gün Mehmet’ e ödevi olup olmadığını soruyor, Mehmet de pek fazla yok deyip, geçiştiriyordu. Oysa Mehmet’ in yapacak pek çok ödevi oluyordu. Televizyon seyrettikten sonra da ödevlerinin tamamını yetiştiremiyordu.

Günler birbirini kovaladı. Derken bir gün annesi Mehmet’e bir kural koydu. Bu kurala göre; Mehmet önce ders çalışacak sonra televizyon seyredecekti. Bunu duyan arkadaşları Mehmet’ in bunu başaracağına inanmıyordu. Zaten Mehmet’ de ders çalışmazsa televizyon seyredemeyecekti. Mehmet bu kurallardan dolayı annesine çok kızıyordu. Çünkü bu kurallar her gün geçerliydi ve şarttı. Mehmet zor da olsa kabullenmişti bu kuralları.

Artık Mehmet önce derse başlıyordu. Aklında ise dersler yerine hep televizyon oluyordu. Ödevlerini aceleyle yapıyor, hatalara hiç dikkat etmiyordu. Ödevlerini çabucak bitirip hemen televizyon karşısına geçiyordu. Aslında Mehmet bu işi daha çok sevmişti. Çünkü televizyon seyredecek daha çok vakit buluyordu. Hem de annesi buna karışmıyordu.

Mehmet’in öğretmeni bir gün Ayşe Hanım’ ı çağırmıştı. Ayşe Hanım ise okula gitmemişti. Çünkü Mehmet öğretmenini dinlememiş, annesinin okula gitmesi gerektiğini duymamıştı. Annesinin ise hiçbir şeyden haberi yoktu. 

Ertesi gün öğretmen eve geldi. Kapıyı Ayşe Hanım açmıştı “Buyurun Öğretmen Bey, hoş geldiniz” dedi. Ali Öğretmen şaşırmıştı. Çünkü bu denli sorumsuz bir öğrencinin bu kadar kibar bir annesi vardı. Ayşe Hanım ile Ali Öğretmen  sohbet ederken Ali Öğretmen, Ayşe Hanım’ a “Sizi dün okula çağırmıştım, neden gelmediniz?” diye sordu. Ayşe Hanım hem şaşırdı hem de kızmıştı. Çünkü bundan haberi bile yoktu. Sohbete dalmışlardı ki bir kapı sesi, Ayşe Hanım’ ın eşiydi gelen sert bir tavırla “Kim bu bey?” diye sordu. Ayşe Hanım şaşırmıştı çünkü eşini ilk defa bu kadar sinirli görüyordu. O sırada Mehmet eve geldi. Evde öğretmenini görünce şaşırdı. “Hoş geldiniz Ali Öğretmenim” dedi. Hasan Bey gelenin öğretmen olduğunu duyunca üzüldü ve hem eşinden hem de Ali Öğretmen’ den özür diledi.

Günler birbirini kovaladı. Günlerden bir gün Ali Öğretmen öğrencilerden “Televizyon tarihi” hakkında bir ödev hazırlamalarını istedi. Bütün öğrenciler araştırma yaptı. Hatta Mehmet bile televizyon seyretmeyip saat-lerce araştırma yaptı. Mehmet’ in hazırladığı ödev okulun en iyi ödevi seçildi. 

Öğretmen Mehmet’ e bu başarısından dolayı ödül verecekti. Bu ödül ise bir hikaye kitabıydı. Mehmet ise bu kitabı aldığına hiç sevinmemişti. Çünkü Mehmet kitap okumayı hiç sevmezdi.